
Son dönemlerde fazlasıyla sivrilen bir grup Hatesphere. Epeyce eğlenceli bir röportaj oldu. Sanırım sorularımı yanıtlayan Pepe’nin (Peter Lyse Hansen)kafası baya iyiydi. Ya da kendisinin de söylediği gibi epeyce neşelidir belki, kimbilir. Çaktırmadan yaşlı (evde kaldın!) demesi ve de beni erkek sanması dışında (bayan olduğumu belirtince özür diledi…) hiçbir problem yok. Kendisine Rock Republic ve RTN organizatörlerine ulaşabileceği web sitesi ve mail adresleri verdim. Umarım yakın zamanda canlı da izleyebiliriz onları. Buyrunuz…
-Öncelikle “The Sickness Within”e gelen tepkilerden başlayalım. Satış rakamlarından memnun musunuz? Gelen eleştiriler ne yönde?
-Hepsinin gayet olumlu tepki verdiğini söylemeliyim. Hem burada, Danimarka ‘da hem de Avrupa’nın kalan kısmında ve Japonya’da kritikler çoğunlukla güzeldi. Ve şu anda Amerika dağıtımını bekliyoruz. Şimdiye kadar ilk kez Danimarka listesine girdik ve sadece bununla bile tatmin olabiliriz. Bunların üstünde en iyi albüm ve en iyi prodüksiyon alanında 2 tane “Hollanda Metal Ödülü” kazandık. Şimdiye kadar sanırım satışlar iyi gidiyor.Tabi ki asla İron Maiden gibi satamayacağız. Ne yazık… Hehe…
-Albüm yazma sürecinizden bahsedebilir misin? Stüdyoya kapanıp mı şarkıları yapıyorsunuz, yoksa hazır vaziyette mi stüdyoya giriyorsunuz? Ne kadar sürede kaydettiniz “The Sickness Within”i?
-Şarkıları her zaman prova odasında yaparız ve stüdyo için hazırlarız. Fakat bu kez yapımı stüdyoda olan bir şarkımız var ki bu da daha çok bir rastlantıydı. Ekstradan zamanımız ve denememiz gereken bazı fikirlerimiz vardı.Sonra bu bir şarkıya dönüştü.
-“The Sickness Within” in kayıtları için birden fazla stüdyo kullanmışsınız. Bunun sebebi nedir?
-Temelde iki sebebi var. Birincisi gitarda Jacob Hansen‘ın soundundan hoşlanıyoruz. Tomy Hansen’ın davul ve vokali ve Tue Madsen’ ın miksteki ustalığı… İkincisi ise zaman kazanmamız gerekiyordu.Bu yüzden hem albümün kolaylığı hem de soundunun güzelliği gerekliydi.Kayıtlara davulda Tommy‘yle gitarla ve bassta Jacob’la ve aynı zamanda vokalde Tommy ile başladık. Sonunda solo kaydı için şarkıcımızın stüdyosunu kullandık. Ayrıca Nevermore’dan Steve Smyth’le Londra’da bir stüdyoda solo kaydı için çalıştık.Yani diyebiliriz ki, albüm daha yayınlanmadan dünyada pek çok yeri dolaştı. Hehehe…
-Productor olarak son albümünüzde “Tommy Hansen, Jacob Hansen and HateSphere” adı geçiyor. Onlarla çalışmanın avantajları neler?
-Aslında, az önce de söylediğim gibi onların soundlarından hoşlanıyoruz ve bunlar çok rutin insanlar. Benim için,gitarda Jacob Hansen la çalışmak çok hoştu. Çünkü Jacob kendi kendini yetiştirmiş bir gitarist ve benim ne istediğimi bilen birisidir. İşte bu da sonucu olumlu etkiledi, biraz zaman almasına rağmen. Hehehe
-Hatesphere adıyla yayınladığınız dört albümü kısaca değerlendirmeni istesem bize neler söylersin?
-Biz bir çığır açmamamıza rağmen, albümlerimizin hepsi gerek fanlar gerekse basın tarafından iyi karşılandı. İlk albüm daha çok death metal ağırlıklıydı.”Bloodred Hatred” ise daha hızlı ama melodikti ve thrash özellikler de taşıyordu.”Ballet of the Brute” ise içine farklı şarkılar kattığımız brutal bir albümdü. (Mesela entrümantal şarkılar) “The Sickness Within” ise bunların hepsinin iyi bir karışımıdır, oldukça hızlı ve unutulmayacak hit şarkılar içermektedir. Temelde hep death /thrash tarzında oldular ama diğer şarkılarda da iyiyiz. Bu yüzden şarkılarımız kıç tekmeleyici ve unutulmayacak nitelikler taşıyor.
-“The Sickness Within” diğer albümlerinizden daha fazla çeşitlilik barındırıyor, özellikle “Marked By Darkness” şarkısındaki klavye kullanımı en göze çarpanlardan. Bir önceki albümünüz “Balet of the Brute”ta da klavye kullanmıştınız. Ama klavye sesini çok az işitiyoruz. Bundan sonraki albümlerde klavye kullanımı devam edip, artabilir mi?
-Ben bunu düşünmüyorum. Klavyeyi, ortamına uyacak şarkılar için kullanıyoruz, ana enstrüman olarak değil. Bunun fazla göze çarptığına inanmıyorum. Hatesphere; davul, gitar ve basstan oluşur. Klavye sadece bazı şarkılar için gerçekten muhteşem olabiliyor.
-Yine son albümünüzde “Marked By Darkness ”şarkısında Steve Smyth (Nevermore) konuk müzisyen olarak yer almış. Neden Steve ve onu buna ikna etmek güç oldu mu? Bu “solo-between” hikayesinden bahsedebilir misin bize?
-Steve ile ilk kez bir buçuk yıl önce Almanya’da Testament ile beraber çaldığımız bir festivalde tanıştık (o zamanlar Testament’te çalıyordu) Müziğimizi sevdi ve ilk Hatesphere tişörtünü aldı. Ondan sonra Jacob’la sürekli haberleştiler. Her daim bizim müziğimizi sevdi. Biz de onun gelip bizde çalmasının çok büyüleyici olacağı fikrine kapıldık. Göründüğü gibi zor değildi. Teklifi sunduğumuzda hemen olumlu yanıt verdi. İlk başta hem o hem de Jeff Loomis çalacaktı fakat Jeff’in zamanı yoktu bu yüzden Heinz (Henrik ‘Heinz’ Bastrup Jacobsen) Steve‘i takip etmeyi bıraktı. Biz de Steve’e şarkıyı yolladık o da Londra’da bir stüdyoda ona düşen bölümü çaldı.
“Ballet of the Brute” albümünde Jacob Hansen (Invocator) Additional vokal olarak yer almıştı. Jacob Hansen, Tommy Hansen, Peter Lyse Hansen, Mikael Ehlert Hansen, bunlar basit bir soy adı benzerliği olmasa gerek. Yanılıyor muyum?
- Hahaha… Evet Danimarka’da Hansen en çok kullanılan soy isimlerden birisidir. Bu yüzden bu bizim için sıradan bir şey. Fakat sana şunu söyleyebilirim ki aile değiliz.
-Hatesphere için, çok kızgın bir grup, deniyor. Şarkılarınızda da bahsi geçen nefret, kimi/kimleri ya da neyi/neleri hedef alıyor?
- Şey… Kişilik olarak sinirli insanlar değiliz. Müziğimiz saldırganlıkla dolu çünkü biz dünyada olan her boku müziğimize yansıtıyoruz. Eğer bizimle tanışırsan bizim arkadaş canlısı ve sıradan insanlar olduğumuzu görebilirsin. Fakat ne kadar arkadaş canlısı olursan ol, içinde hep nefret gibi hisler saklıdır. Çok samimiyiz ve içimizde böyle hislerin olduğunu itiraf ediyoruz.
-Bugüne kadar Morbid Angel, Kreator, The Haunted, Dark Tranquillity gibi gruplarla turladınız. En keyiflisi hangisiydi? Daha fazla dinleyici dışında neler kazandırdı size bu turneler?
-Evet bunlar çok eğlenceli şeyler. Dark Tranquillity ile turnedeyken (bu ikincisi oluyor) hep eğlendik çünkü hepsi de eğlenceli insanlar ve tur otobüsündeyken harika anlar geçiriyoruz. Fakat diğer otobüslerde de iyi zaman geçiyor. Senin de söylediğin gibi bir çok insanın önünde çalıyoruz, eski ve yeni fanlarımızla karşılaşıyoruz ve bu bize canlı bir grup olmamızı devam ettirmemiz için büyük deneyim sağlıyor.
-Turneye çıktığınız gruplardan hiçbiri de Danimarkalı değil. Danimarka metal piyasası şu anda ne durumda? Dikkat etmemizi istediğin gruplar hangileri?
-Şu anda bir çok grubumuz var ve alışılanın aksine büyük şirketlerle yapılan iyi işler de çoğalmakta. Danimarka o kadar da büyük bir ülke değil. Aslında, yaklaşık on kadar grubumuz var ve bunlar, büyük anlaşmalar imzalamış, yetenekli insanlardan oluşuyor... Ayrıca pek çok organizasyon düzenlenmekte ve bizim gibi gruplar diğer iyi iş çıkaran gruplarla bu tür organizasyonlarda beraber sahne alabilmekte. Ve son olarak, dünyadaki çoğu insanın, eğer Danimarkalı olduğunuzu biliyorlarsa, sizi iyi karşılayacağını sanıyorum. Aslında bu önceleri böyle değildi. En azında 4 yıl önce herkes İskandinavya’da iyi müzik yapabilen tek ülkenin İsveç olduğunu düşünürdü fakat şimdi Danimarka da yavaş yavaş kendini göstermekte. Ve şimdi bu bütünün bir parçası olmak muhteşem bir duygu. Raunchy, Volbeat ,Mnemic, Illdisposed ve Mercenary ‘i size örnek olarak gösterebilirim.
-Siteden okuduğum kadarıyla İsveç ve Danimarka turları görünüyor yakın zamanda. Bundan başka neler var planlarda? Daha aşağılara, mesela Türkiye’ye gelme ihtimaliniz var mı?
-Türkiye de çalmayı çok isterdik. Organizasyonları düzenleyen doğru insanlarla kontak kurmak bizim için çok zor. Eğer biliyorsan hemen bize söyle...hehehe. Diğer turnelere gelince daha Japonya’ya yeni gittik. İlk gidişimizdi. Çok güzeldi. Burada yazın sonuna doğru bazı festivallerde çalacağız ve sonbaharda daha fazla festival umuyoruz.
-Şimdilerde Kayser ile atağa kalkan Scarlet Recods ile bağlarınızı koparıp SPV ile çalışmaya başladınız. Scarlet Records’tan ayrılma nedeniniz nedir? Ayrıca SPV denince benim aklıma Sodom, Sepultura, Saxon, Dio, Doro, Axel Rudi Pell, Annihilator, Motörhead, UFO, Savatage… gibi pek çok grubun eserlerini yayınladıkları geliyor. Size bu gruplarla turne imkanı da sunabilirler mi?
- Scarlet’i bıraktık çünkü bizi daha ileri seviyeye çıkaracak daha büyük bir şirkete ihtiyacımız vardı. Scarlet’le iyi işler çıkardık fakat bizim için yeterli değillerdi. Bu yüzden SPV’ye geçişimizden çok hoşnutuz. Gerek turlar, gerek destek, gerekse albümün dağıtımı açısından çok iyi iş çıkardılar. Bir çok röportaj, bir video ve Hatesphere’i tanıyan daha fazla insan... Eğer müzikleri bizimkisine uysaydı o gruplardan herhangi birisiyle çıkmak mümkün olabilirdi diye tahmin ediyorum. Dünyanın en iyi heavy metal şarkıcısı olmasına rağmen, Dio ile beraber çalmak saçma olurdu. Fakat aralarında gittiğimiz de var. Örneğin geçen yıl Kreator ile turnedeydik.
-Web sitenizden Sickness Within şarkınızın video klibini indirebiliyoruz. Oldukça gaz çalıyorsunuz şarkıyı. İnternet üzerinde başka bir video klibinize ya da konserinize rastlamadım. Belki de bir DVD için vakit gelmiştir, konser performansınızı çok merak ediyorum. Yeterince materyal var mı elinizde? DVD ihtimali söz konusu mu?
- Hehehe. DVD için gelecek olan albümden sonrasına kadar bekleyeceğiz. Etrafta da gezinen bir çok videoya sahibiz. Onları toparlayıp organize edip en iyilerini seçmek çok eğlenceli olacak. Bu arada DVD’ye koyacağımız birkaç tane daha ekstra videomuz var. Bu yüzden bu biraz daha heyecan verici olacak bizim için. Eğer bazı ufak video klipler istiyorsanız www.hatesphere.com da "media" bölümüne tıklayın.
-Konserlerde cover çalışmalarına yer veriyor musunuz? Playlist ağırlık olarak son albümden mi oluşuyor?
-Her zaman içerisinde bütün albümlerimizden birkaç şarkı içeren bir liste hazırlarız. İnsanlar bizden hep farklı işler de istemekteler ve biz de buna göre listemizde değişiklikler de yaparız. Her zaman da aynı listeyi çalmayız yani. Ara sıra canlı cover şarkılar de çalarız ama çok yaptığımız bir iş değildir. Fakat geçen yıl ki "Wacken Open Air" festivalindeki gibi özel durumlarda repertuarımızdaki cover şarkıları da çalabiliriz.
-Albüm kapaklarının konseptlerinden bahsedebilir misin? Çizimler sizin için albümü mü yansıtmalı yoksa görsel bir tatmin mi sağlamalı?
-İlk başta hoş ve kötümser gözükmeli, ikincisi hem müziğin atmosferine hem de albümün başlığına uygun olmalıdır. Yeni albümdeki kapakta da bunun hakkını verdiğimizi düşünüyorum.
-2005 yılı death ve thrash gruplarının birbirinden güzel albümlerine tanık oldu. Bu albümlerden hangilerini sevdin?
-Hangi albümlerin çıktığını tam hatırlamıyorum. Sevdiğim son çıkan albümleri sayacak olursak, Nevermore (This Goodless Endavour), Extol (Blue Prints), Nile (Annihilatien of the Wicked), Arctrus (Slight Show Symphonies), Soilwork (Stabbing the Drama). Galiba daha fazla vardı ama şu an hatırlamıyorum.
-Uzunca bir süredir fanı olduğum Artillery grubundan birilerine ulaşmaya çalışıyorum. (Hatesphere ile de bu sayede tanıştım zaten…) Bir web siteleri olmadığı için neler yaptıklarını, yola devam edip etmediklerini takip edemiyorum. Söylentilere bakılırsa ikinci bir dağılma söz konusuymuş. Artillery’den Mikael Ehlert Hansen ve Anders Gyldenøhr, Hatesphere’de yer alıyorlar. Artillery, Danimarka’nın da thrash metalin de en sağlam gruplarından biriydi. Sen neler düşünüyorsun Artillery müziğiyle ilgili?
-Hiç bir zaman büyük bir fan olmadım, galiba çok gencim Hehehe...Fakat Mikael ve Anders asla grubun gerçek birer elemanı olmadılar. Onlar sadece grubun bazı konserlerinde gruba yardım ettiler. Sanırsam grup dağıldı ve üyeler başka işlerle uğraşıyorlar. Fakat hiç kuşkusuz, Artillery Avrupada en efsanevi thrash gruplarından.
-Jailhouse Studios’ın websitesinde neden size Power Metal grubu dendiğini anlayamadım. Biz aramızda thrash mi, melodic death mi, yoksa death-thrash mi daha doğru olur diye tartışıyorduk. Power metal çok alakasız bir tür olmamış mı? Sen müziğinizi tanımlarken hangi terimi kullanıyorsun?
-Hahaha. Evet onu yapan Tomy Hansen (albüm prodüktörü) dı. Bu türleri anlamada hep zorluk çekmiştir zaten. Bildiği tek şey power metaldir. Bu yüzden bizi de öyle adlandırdı galiba .Aslında biz brutal death/thrashi melodik öğeleri de katarak yapıyoruz. Bu yüzden biz bir thrash grubuyuz.
-Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte pek çok yenilik geliyor müzik adına. Eskiden cızırtılarla dinlediğimiz albümlerin tertemiz soundlarına kulak veriyoruz. Ama bu da beraberinde kötü şeyler getiriyor. Çok boktan gruplar, güzel soundlarla albümlerini piyasaya sürüyorlar. Bu olup biterken eski metal ruhunun da etkisini kaybettiğini görüyoruz. Sen teknolojinin getirdikleri hakkında neler düşünüyorsun? Olan gelişmelerden korkmamız mı gerek, yoksa seyrine bırakıp, tadını mı çıkaralım?
-Aslında teknolojiyi severim fakat senin de söylediğin gibi bazı noktalarda kötüye kullanılıyor. Bugünlerde her grup iyi bir albüm yapabilir ama iyi müzik yapamaz. İşte fark burada. Eski günlerde gruplar bir albümü çok çabuk çıkaramazdı fakat şimdi anlaşmaları olmasa bile çıkarabiliyorlar. Bu yol sayesinde birçok yeni ve iyi grupları keşfedebilirsin. Fakat birçok da boktan grupları bulabilirsin. İyi müziği severim, benim için prodüksiyonun dünyanın en iyisi olmasının bir önemi yoktur. Ve şundan eminim ki, eğer insanlar birazcık zaman ayırırlarsa kimin iyi kimin kötü olduğunu kolay bir şekilde anlayabileceklerdir.
-Mailimde belirtmiştim, fanzinimizin adı “Çelik Çomak”. Ve bu oldukça sert bir çocuk oyununun adıdır. Senin de var mı mahalle aralarında kalmış, çocukluğuna dair hatırladığın “Çelik Çomak” anıların?
-Benim için futboldu.Uzun zamandır oynamaktayım en çok hatırladığım da budur.
-Röportaj için gerçekten çok teşekkür ederim. Hatesphere’i ülkemde misafir edebilmeyi çok isterim. Böyle bir imkan olursa da, umarım tanışabiliriz. Söylemek istediklerin için sözü sana bırakıyorum…
-Teşekkür ederim, benim için bir zevkti. Gelecekte Türkiye’de çalmayı umuyoruz ve tabi seninle tanışmayı da. Türk fanlarımıza selam söyle ve kendine iyi bak adamım…
Sorular ve Röportaj: Ayşenur

|