Bu röportajın benim için ayrı bir önemi vardı çünkü sesini her duyduğumda tüylerimi ürperten, “Slaughter Of The Soul”daki performansıyla bir efsane olmuş ve o albümü her dinlediğimde adeta içimi üşüten vokallerin sahibiyle, Tomas Lindberg'le sohbet edecektim. At The Gates fenomeninin önemli parçalarından biri olan “Tompa”, At The Gates sonrası farklı farklı projelerde yer almıştı ve şimdi de bu röportajın asıl konusu olan grupta, Nightrage'de söylüyordu.
Her neyse. Daha fazla uzatmadan röportaja geçelim.
 Merhaba Tomas... Nasılsın?
İyiyim teşekkürler. Bir buçuk saat geç aradığım için çok özür dilerim, umarım senin için sorun olmamıştır ama bu röportaj saatleri bana yeni ulaştı ve görür görmez de seni aradım.
Hiç önemli değil hehe..
Oh iyi o zaman. Sorun olmadığına sevindim.
Başlayalım o zaman... İlk olarak, yeni Nightrage albümü “Descent Into Chaos” hakkında neler söylemek istersin? Bence ilk albümünüzden daha iyi bir albüm olmuş.
Marios zaten şarkıları yazmıştı ve biz de sonradan diğer müzisyenler olarak stüdyoya gittik ve şarkıları öğrenip kaydettik. Bu albümde grup olarak daha çok prova yaptık ve bu sayede daha içten bir albüm oldu. Ve şarkılar da ilk albümdekilerden daha güçlü bence.
Yeni albümde bazı hard rock ve heavy metal etkilenimli şarkılar var ve bu yüzden yeni albüm ilkine göre daha değişken ve çeşitli olmuş. Nightrage'de death metalin yanı sıra bir heavy metal hissi de var. Ve biliyorum ki en büyük etkilenimlerinizden biri Thin Lizzy. Bu konuda neler söylemek istersin?
İnsanlar bu tarz müzikte hep çift gitarların öneminden bahsederler ve bunun Iron Maiden'la başladığını söylerler ama aslında Thin Lizzy bunu çok daha önceden yapıyordu. Sonradan Iron Maiden, Exodus ve At The Gates de bu olayı metal dünyasında, kendi türleri içerisinde ilk kullananlardandı. Bizde de Marios bu tarz çift gitar kullanımları olan şarkılar yazıyor ama bizimkiler biraz daha Thin Lizzy'yi anımsatan şeyler ki, bu da şarkıları daha akılda kalıcı, kolay anlaşılır yapıyor. Yani bir hard rock etkilenimi her zaman var.
Nightrage'de üç eleman yirmi dört yaşında ve senle Marios da otuz yaşından büyüksünüz. Bu yaş farkı grubun müzikal bakış açısını etkiliyor mu?
Etkilediğini söyleyemem. Herkes yıllardır bu müziği yapıyor ve profesyonel davranıyor. Zaten müziği yazan kişi Marios olduğu için ( 36 yaşında ) şarkılar daha olgun oluyor. Ben de daha önceden büyük yaş farkları olan gruplarda bulundum ve diyebilirim ki kalbinizden geldiği sürece müziğin yaşla pek bir ilgisi yok. Ben konu müzik olunca hala kendimi bir çocuk gibi hissediyorum.
Peki grup üyeleri hakkında ne düşünüyorsun? Genç olabilirler ama yeni albümde de görüldüğü üzere, ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar.
Evet örneğin Fotis tam bir profesyonel gibi çalıyor. Zaten Yunanistan'da davul öğretmenliği yapıyor ve Nightrage'de de mükemmel çalıyor. Çok agresif bir tarzı var. Basçımız Henric de tam bir profesyonel, hatta gruptaki en yetenekli kişi denebilir. Gus da olağaüstü bir gitarist ve kimsenin onunla boy ölçüşebileceğini sanmam. Marios da çok iyi bir şarkı yazarı. Böylece iyi bir kombinasyon oluyor.
Yeni albümde “Frozen” adlı parçada biraz In Flames tadı aldım ve “Drug” da büyük oranda bir Arch Enemy parçasını andırıyor. Sence melodik death metalde yapılabilecek her şey yapıldı ve bu yüzden benzeşmeler normal mi?
Hmm.. Bir şey demem zor çünkü onlarla arkadaş olsam da bugüne dek hiç Arch Enemy dinlemedim hehe.. Yani benzeyip benzemediğini bilemem ama Michael'ı (Arch Enemy) çok iyi tanıdığım için diyebilirim ki köklerimiz aynı. Yani en üstte death metal, altına da heavy metal ve thrash metal etkilenimleri. Bu yüzden benzeşmeler olacaktır. Keşke çıkan her grup birbirinden tamamen farklı müzikler yapsa ama metal müzikte önemli olan içtenlik ve kalpten gelmesidir. Bu yüzden de benzese bile samimi olduğu sürece sorun yok bence.
Marios'la önceden tanışıyor muydun? Tanışmıyorduysan seni Nightrage projesine katılmaya iten ne oldu?
Marios Göteborg'da yaşıyordu ve müzik dükkanlarında falan karşılaştığımzda konuşuyorduk. Bana bir kaç demo verdi ve fikrimi öğrenmek istedi aslında ve ben de dinleyince bunları beğendim. Sonradan bana ilk albüümde vokal yapıp yapamayacağımı sordu ve ben de kabul edip yaptım. Sonra gördük ki stüdyoda iyi anlaşıyoruz ve ikinci albümün demolarını dinleyince “Descent Into Chaos”taki şarkıları çok beğendim ve devam ettik. Yani her şey kendiliğinden oldu. Başta konuktum, şimdi gruptan biriyim.
“Descent Into Chaos”daki davulları çok beğensem de sormam gerekiyor. İlk albümde davulları çalan ve The Haunted'tan tanıdığımız Per Möller Jensen neden Nightrage'den ayrıldı?
O grubun bir üyesi değildi zaten. İlk albümde yardımcı olmak için vardı ve Marios da kalıcı bir davulcu istiyordu ve sonunda ülkesi Yunanistan'dan bu muhteşem davulcuyu buldu. Bir grupta kalıcı bir davulcu olması her zaman önemlidir. ( bilmez miyim. .)
Evergrey'den Tom Englund da “Sweet Vengeance”da şarkı söylüyordu ancak yeni albümde yok. Onun durumu nedir?
Tom çok iyi bir vokalist ancak bu albümdeki şarkılar çok direkt ve agresif olduğundan, clean vokallerle bunu azaltmak istemedik ve bu saldırgan yapıyı korumaya çalıştık. Sadece Miko (Mikael Stanne) bir şarkıda yardım etti ama kalan her şey sertlik üzerine kurulu diyebilirim.
Ben de onu soracaktım aslında... “Frozen” adlı şarkıda Mikael Stanne konuk vokalist ancak söylediği kısım çok az ve sanki bir sample gibi. Neden sesinden daha çok faydalanmadınız?
O stüdyoda o kısmı kaydederken ben stüdyoda değildim sanırım ve şarkı baştan öyle yazıldığı için öyle oldu. Bence Miko harika bir vokalist ve söylediği kısım şarkıya çok iyi uyuyor ve dediğim gibi agresiflik dozunu korumak için clean vokal kullanmak istemedik. Belki üçüncü albümde daha çok olur hehe..
Katılmanız kesinleşen turne ya da festivaller var mı?
Henüz yok ama bazı yerlerle görüşüyoruz ve mutlaka bir şeyler ayarlanacak ama şimdi sana açıklamam doğru olmaz hehe..
Death metalin her türünde şarkı söylüyorsun. Senin için hangisi daha zevkli? Nightrage'deki gibi melodik death metal mi yoksa Lock Up'ta yaptığın gibi daha brutal şeyler mi?
Sanırım yaptıklarımın tümü sevdiğim şeyler ve açıkçası farklı türlerde müzikler de olsalar, brutal vokal yapmak benim için çok kolay olduğundan, hepsini zorlanmadan ve zevk alarak yapabiliyorum.
Lock Up, The Great Deciever, Disfear ve Nightrage'de söylüyorsun ve Nightrage en etkin projenmiş gibi gözüküyor. Onlarla yeni bir kariyer yapmayı mı planlıyorsun yoksa senin açından Nightrage de bir proje mi?
Asıl gruplarım her zaman The Great Deceiver ve Disfear olacak sanırım. Ama Nightrage de proje olayını çok aştı ve artık o da benim için bir grup. Zaten tüm bunlar arasından bir seçim yapmama da gerek yok çünkü tümüne zamanım var. The Great Deceiver'ın yeni albümü için zaman var ve bu yüzden şu aralar Nightrage'e odaklanmış durumdayım.
Century Media da Nightrage'i oldukça destekliyor gibi.
Evet şu ana kadarki diyaloğumuz çok iyi. Onlarla önceden de tanışıyorduk ve aramızda hiç sorun çıkmıyor. Çok iyi bir şirket.
İki ay önce The Haunted'dan Peter Dolving'le bir röportaj yaptım ve onunla bu müzik şirketlerinden konuşurken, bana Earache'in ne kadar berbat bir şirket olduğundan ve grupların arkasından işler çevirdiğinden söz etti. Buna katılıyor musun? Siz At The Gates'teyken de böyle şeyler oluyor muydu?
Biz At The Gates olarak, bu problemlerden önce Earache'den ayrılmıştık. Onlarla kişisel sorunlarım olmadı. Bu konuda hep laflar, söylentiler duydum ama benim onlarla kişisel ilişkilerim hep iyiydi. Onlarla sorunları olanlar da oldu ama benim bir sorunum yoktu.
Bu arada The Haunted hakkında ne düşünüyorsun? Görünüşe göre Björler kardeşler iyi bir iş çıkarıyorlar.
Evet ben büyük bir hayranlarıyım. Bence One Kill Wonder ile bir adım geri gittilerse de, Peter'ın katılımıyla son albümü çok beğendim. Onları çok seviyorum ve bence şu anda İsveç'in en iyi metal grubu The Haunted.
The Crown'da söylerken, internet sitelerindeki profilinde, hayattaki amacının “kusursuz death metal albümü”nü yaratmak olduğunu söylüyordun. Bu tanıma uyan bir albüm görebiliyor musun?
Söylemesi zor ama benim için kusursuz death metal albümü Possessed'in “Seven Churches” albümüdür. Aslında olay şudur.. Bir albüm kaydederken böyle bir amacınızın olması her zaman iyidir. Yaptığım her albüm bu yönde değil belki ama en azından çok iyi yapmak için kendinizi güdülemeniz gerekir. Albüm çıkarmak çok önemli değildir aslında. Onun için özenmek ve içine kendinizden bir şeyler katabilmektir asıl önemli olan.
Tüm bu yıllar boyunca, At The Gates'i bitirdiğiniz için pişmanlık duydun mu yoksa yapılacak tek ve en iyi şey o muydu?
O zaman çok gençtik ve doğru olan da oydu. Ama şimdi baktığımda da bunun bir avantaj olduğunu görüyorum. Olduğum yerden memnunum ve diğerleri de oldukları yerlerden mutlular ve bu yüzden de her şey iyi diyebilirim.
At The Gates bir efsane ve yıllar önce siz yolu gösterdiniz ve şimdi binlerce grup o yoldan yürüyor. “Suicidal Final Art” albümündeki notunda “Slaughter Of The Soul” ile ilgili şöyle diyorsun: “...bir şekilde hissettik. Bir şeyler olacaktı...” Ama belki siz bile bu kadarını ummamışsınızdır. Çünkü bir dinleyici olarak bu tarz içinde “Slaughter Of The Soul”u geçebilecek bir albüm göremiyorum. Senin görüşlerin nasıl?
Bunu söylemesi zor dostum. Bu herkesin zevkine kalmış. Ben 1986'da metalci bir gençken Reign In Blood, Master Of Puppets, Pleasure To Kill falan dinlerdik ve o albümler asla geçilemez benim gözümde. Ama bizim yaptığımız şeyden sonra da açıkçası şaşırdım ve mutlu oldum tabii ki. İnsanlara bir şeyler verebildiğimiz ve umduklarından daha fazlasıyla onları şaşırttığımız için.

Napalm Death ve Immolation'dakilerle tanıştığınızı biliyorum. Yeni Immolation albümü “Harnessing Ruin”i dinledin mi? Bence çok iyi olmuş.
Aslında Immolation'la tam arkadaş değiliz ama tanışırız. Birlikte konserlere çıkmıştık. Yeni albümlerinden ( Harnessing Ruin... tavsiye .) birkaç şarkı dinledim ve prodüksüyonu beğenmedim hehe.. Biraz kirli gibiydi. Ama death metal taraflarını sağlam tuttukları için onlara hep saygım var.
Peki Dissection? Onlarla da arkadaştınız ve şimdi her şeye yeniden başladılar.
Yeni Dissection şarkılarını da duymadım ama o kadar iyi albümlerden sonra dönmeleri iyi ve cesur bir karardı. Zor bir yol var önlerinde.
İleride bir At The Gates reunion'ı görmemiz mümkün mü? Bir konser ya da festival için mesela.
Hiç belli olmaz hehe... İnsanlar bunu yıllardır konuşuyor biliyorsun. Ama şu anda herkes kendi gruplarına odaklanmış durumda ve farklı hedefleri var. Ama zamanı gelince, herkesin buna vakti olduğunda ve yeterince eğlenceli olacağını anlarsak, bunu kendimiz için yapabiliriz. Yani her şey olabilir hehe..
Röportajlarda At The Gates sorularından sıkılıyor musun? Yoksa At The Gates bir efsane olduğu için sorulmaları normal mi?
Geçmişte yaptıklarımla gurur duyuyorum ve işin tek sıkıcı tarafı, aynı sorular beş, altı kez sorulduğunda onlara daha yaratıcı cevaplar verememek hehe.. Benim için değil ama röportajı okuyan insanlar için sürekli aynı cevapları görmek sıkıcı olabilir. Ama sonuçta insanların yaptığım şeyleri beğenmesinden memnunum ve yaptığım yeni şeylerle de ilgilendikleri sürece benim için sorun yok.
“Slaughter Of The Soul”un şarkı sözlerinde Luke Rhinehart'ın “The Dice Man” adlı kitabından alıntılar var. Bu tarz konulardan bahseden başka kitap önerilerin var mı?
Sürekli okuduğum harika kitaplar var aslında. “The Dice Man” ile benzer konulardakiler aklıma gelmiyor ama insanların mutlaka okuması gereken pek çok yazar var. Steinbeck mesela. Tek söyleyebileceğim bu. Araştırın ve okuyun. Liste uzun hehe..
Yeni Lock Up albümü hakkında bir gelişme var mı?
Şu an bir şey demek zor çünkü hepimiz meşgulüz ama mutlaka olacak çünkü Lock Up bir proje değil, gerçek bir grup ve zamanımız olunca ve yapmak istediğimizde yapacağız.
Söylemeliyim ki benim en sevdiğim üç, dört death metal vokalistinden birisin. Sesini çok seviyorum ve bu müziğe daha iyi uyabilecek başka bir ses düşünemiyorum. “Slaughter Of The Soul”da senin sesini dinlerken hala tüylerim ürperiyor. Tüm bu yıllar boyunca sesin hiç değişmedi. Bunu nasıl başardın?
Oh, bu sözler için teşekkür ederim öncelikle.. Çok sağol. On altı yaşımdan beri şarkı söylüyorum ve tek önerebileceğim şey brutal vokal yaparken midenizi kullanın. Gırtlağınızı değil. Ayrıca yeşil elma yiyin hehe. İşin sırrı bu.
Yeşil elma mı haha?
Evet yeşil elma yiyin hehe..
İsveçli birileriyle röportaj yaptığımda onlara neden İsveç'in bu müziğin başladığı yer olduğunu sorarım. Ve çoğunun cevabı “Çünkü İskandinavya'da yapacak pek bir şey olmadığından gençler müzik yapıyor” şeklinde oluyor, ancak bence bu “neden bu kadar iyi yaptıklarını” açıklamıyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Neden İsveç, neden Göteborg?
Bilemiyorum hehe... Yani müziği yazarken böyle düşünmüyorsun. Çok iyi gruplar var ve gruplar birbirlerinden ilham alarak dostça bir yarışma içindeler. ( bizde de böyle bir ortam olsa keşke.. ) Bu önemli bir şey ve ayrıca İsveçliler sanat konusunda iyidirler genelde ve farklı bir atmosfer var burada. İnsanlar birbirlerinden ilham alarak birbirlerini destekliyorlar.
Geçen yaz Göteborg ve Stockholm'de bir hafta geçirmiştim ve gerçekten çok güzeldi. Peki sen Türkiye hakkında bir şeyler biliyor musun? Hiç buralara geldin mi?
Hayır gelmedim. Komşunuz Yunanistan'a geldim ama Türkiye'ye henüz gelmedim ve buna pişmanım. Bir gün mutlaka gelmek istiyorum. Çok iyi bir futbol takımınız, iyi bir ikliminiz ve kültürel zenginliğiniz olduğunu biliyorum ve ilgimi çekiyor. Ben seyahat etmeyi çok severim ama müzisyenlikten çok para kazanılmadığını bilirsin hehe.. O yüzden mümkün olduğunda gelmek istiyorum.
Türkiye'deki hayranların için son sözlerin neler?
Zaman ayırdığın için teşekkür ederim ve bir gün ülkenize gelmek istiyorum, tüm desteğiniz için de teşekkürler.
Hepsi bu kadardı. Röportaj için çok teşekkürler. Hayatta ve “Descent Into Chaos”ta iyi şanslar. Söylemeliyim ki senle röportaj yaptığım için çok mutlu oldum ve onur duydum. Tekrar teşekkürler.
Oh çok sağol. Rica ederim.. Sağol dostum hehe.. Kendine iyi bak.
Sağol. Sen de kendine iyi bak.
Bye.
Bye.
Sorular: Ahmet & Ufuk
Röportaj: Ahmet
 |