TESTAMENT Konseri
14.03.2006 - Yeni Melek Gösteri Merkezi / İstanbul
Ufuk
Fotoğraflar için Kadir Aşnaz'a teşekkürler...

İstanbul böyle konser görmedi desem yalan olmaz. TESTAMENT geldi, ezdi, kırdı geçirdi, dağıttı, ders verdi ve yoluna devam etti. Neyse ayrıntılar az sonra...

Konser günü yaklaştıkça inanılmaz bir heyecan kapladı içimi - en son OVERKILL 1999 konserinde bu kadar heyecanlanmıştım heralde. Boru değil – TESTAMENT geliyordu. Hem de orijinal kadrosu ile. 100’lerce kez dinlemiş olmama rağmen tekrar eski albümleri hatmettim. Biletimi çıktığı gün aldım, yaklaşık 1,5 ay boyunca kız arkadaşımın başının etini yedim ‘Chuck Billy geliyor, Alex Skolnick geliyor’ diye. Kendisi buna katlandığı için buradan bir kez daha teşekkür ediyorum :)

Konserden bir gün önce Taksim'de imza günü olduğunu öğrendim. Fakat ayın 13’ünde sağanak yağmurlu bir havada Taksim’e çıktığımda Uğur (bfspm) ile buluştum ve öğrendim ki imza günü ertelenmiş. Sebebi ise uçağı kaçırmalar değil, Adil’den öğrendiğim kadarı ile grubun geliş saatini değiştirmeleri imiş. Neyse evimize geri döndük.

14 Mart’ta saat 18’e alınan imza gününe gittiğimizde sıra Mephisto’nun en üst katından en alta ve dışarıya kadar uzamıştı. Orada Emir (petrified) ile buluştuk. Grup saat 19 gibi geldiğinde sıradakiler kendinden geçti. İlk partide Chuck Billy, Eric Peterson, Greg Christian ve Jon Allen geldi. Anladık ki davulda Tempesta’yı izleyemecektik. Olsundu. Bu arada Chuck Billy’nin insan değil yürüyen, güleryüzlü bir dağ olduğunu gördük. Neredeyse elini uzatan herkesle el sıkıştı. Tam ‘Skolnick nerde lan?’Chuck Billy’nin üzerine yürüyecektim ki 2. partide ise Alex Skolnick tek başına geldi. Uzatmaya başladığı saçları ve kırmızı spor ayakkabıları ile çok sıcakkanlıydı ve elinde bir fotoğraf makinesi ile sırada bekleyenlerin fotoğrafını çekti. Hatta bir ara Uğur onun fotoğrafını çekecekken o da Uğur’u çekti. O dayukarı çıktı ve biz beklemeye devam ettik. Sıra bize gelene kadar 45 dk. filan bekledik sanırım. Bu arada organizasyondan arkadaşlar ‘Lütfen herkes 1 adet malzeme imzalatsın’ gibi bir önermede bulundular. Neyse kabul ettik. Bu arada Mephisto’da (Metal CD’lerinin de olduğu) alt katta çalışan arkadaş da insanlara askere yeni gelmiş erleri sıraya sokmaya çalışan başçavuş edasıyla hareket ediyordu ki kendisine sevgilerimi iletiyorum burdan (!) Kraldan çok kralcı olmak böyle birşey herhalde.

Mephisto çıkışı neotyrant, blastbeat ve benim üniv.den bir arkadaşım ile buluştuk. Tantunilerimizi yiyip sefil metalciler olarak sokakta bira içtik ve Yeni Melek’e girdik. Kapıda False In Truth’tan Adil, metal komseri Şanver Ofluoğlu, Metal Heart’tan Emre ve Ayşenur (Artemisia Gentileschi) ile ayaküstü sohbetlerimizi ettik. Ve alt kata geçtik. Konser öncesi çıkan ‘sadece 1000 bilet satıldı’ söylentisinin yalan olduğunu gördük – ki Yeni Melek’te izlediğim en kalabalık konser Sepultura idi ve burada o konserden daha çok insan vardı. (Düzeltme – Opeth konseri daha kalabalıktı) Dışarıda gene tanıdıklara takılıp kaldığım için ön grup Colde’yi izleyemedim malesef – ki çok izlemek istiyordum. Kapı ağzında sohbet ederken Colde fon müziği oluşturdu ama yer yer duyduklarım izleyememiş olmanın pişmanlığını artırdı. Kendilerinden özür diliyorum...

Colde indikten sonra yarım saatlik bir ara oldu ve saat 22:00 civarı TESTAMENT sahneye çıktı. Sahneye çıkmaları ile birlikte seyirci yılların açlığı ile kendinden geçti. Aylardır dinlediğimiz ve hatmettiğimiz Londra konseri kaydı ile aynı açılışı yaptılar: The Preacher. Chuck Billy ‘The Preacher’ diye böğürüp ilk kez seyircilere seslendiğinde tüylerim diken diken oldu. Sahnedeki ekip gerçek anlamda profesyoneldi. Sahne nasıl doldurulur iyi biliyorlardı. Ama asıl bildikleri (ve öğrettikleri) bir Thrash Metal konserinin nasıl olacağı idi – ki buna sonradan değineceğim. Konsere hiç ara vermeden ‘The New Order’ ile devam ettiler. Sahnede kimi takip edeceğimi bilemiyordum. TESTAMENT ‘yeni dünya düzeni’ni getirir getirmez peşinden The Haunting girdi. Konserden aldığım zevk gittikçe artıyordu. Hemen peşinden de piyasada pek sevilmeyen ama kendine has çok ilginç bir havası olan ‘The Ritual’ albümünden Electric Crown geldi. Ve Chuck Billy bizi Alex Skolnick ile tanıştırdı – konser öncesi imza etkinliğinde çok güleryüzlü olan Skolnick sahnede de öyleydi. Sins Of Omission’ın girişini yapı ve şarkı başladı. Bu arada ben kendi kendime ‘Bu adam jazz yapıyor. Bu adam jazz yapıyor. Sanırım yeteneği karşılığında Şeytan ile anlaşma yaptı ve borcunu ödemek üzere tekrar buraya döndü’ gibi saçma düşüncelere dalmıştım. Bu arada konser devam ediyordu. Hemen peşinden de Live In London konserinde yer almayan Burnt Offerings girdi. Chuck Billy sahnede devleşiyor, Eric Petterson ve Greg Christian kendinen geçiyordu. İlk dinlediğim Souls Of Black albümüne ismini veren şarkıya girdi Greg Christian. Kısa saçımla, utanmadan ve durmadan kafa sallıyordum. Bir ara neotyrant’ı kaybettiğimi farkettim. Into The Pit ile 0-100 arasını 2 dakikada alan grup hemen peşinden gelen The Legacy ile bir çay molası verdiler. Bu arada TESTAMENT’in en iyi ballad yazan gruplardan biri olduğunu düşünüyorum – tabi bunda Skolnick’in payı çok büyük. Bisten önceki son şarkı olan Over The Wall’da Chuck Billy stagedive yapmak isteyen herkesi sahneye davet etti. Genelde sahneye yaklaşanların dövülerek uzaklaştırıldığını gördüm şimdiye kadar. Ama bu seferki bambaşkaydı. Sahneye çıkanların sayısı arttı ama stagedive yapanlar neredeyse hiç yoktu. Chuck Billy’nin elini öpenler, Skolnick’e sarılarak kendinden geçenler, Christian’la kafa sallayanlar. Bir konserde gördüğüm en etkileyici görüntüydü. Ve bu tip bir görüntüyü ya bir dahaki TESTAMENT konserinde ya da bir zaman makinesi ile 80’lere giderseniz görebilirsiniz. Şarkı sonrası sahnedekileri indirmek birkaç dakika sürdü. Ve grup klasik sahneden inme hareketini yaptı – biliyorduk ki geri gelecekler. Suratlarında kocaman gülümseler ile sahneye geldiler. Ve ilk klip şarkıları Alone In The Dark’ı çaldılar. Konserin noktasını da Raging Waters bombası ile koydular. Şarkılar bitmişti ama grup gitmek istemiyor gibiydi. Buralara gelmek için 20 yıl beklediklerine pişman gibiydiler.

Tam playlisti vereyim:
Preacher
The New Order
The Haunting
Electric Crown
Sins Of Ommission
Burnt Oferings
Souls Of Black
Into The Pit
The Legacy
Practice What You Preach
Trial By Fire
Over The Wall
Raging Waters
Alone In The Dark
Raging Waters


Grup konser boyunca sahnede seyirciden ve ortamdan gayet memnun bir tavır sergiledi. Seyirci ile iletişimde inanılmaz sıcakkanlıydılar. Sahnede her bir eleman kendi havasında takılıyordu. Kimse etrafını takmadan çalıyor, kafa sallıyor, seyirciye sesleniyor – sanki 20 yıl önceki amatör günlerindeki keyifi alıyorlardı.

İlginç noktalar:
- The Legacy’nin bir noktasında Jon Allen yanlış bir giriş yaptı. Ve bütün grup elemanları aynı anda davul setine döndüler. Allen hatasını çok çabuk düzeltti ama Chuck Billy, Eric Peterson’ı mikrofonu ile dürttü ve Allen’ın yaptığına beraber güldüler. Konserin bence en samimi anıydı.
- Greg Christian sahnedekiler arasında en çok kafa sallayan elemandı. Yaşlanmış, yıllarca uzak kalmış ama konser vermeyi ve çalmayı fazlasıyla özlemiş gibiydi.
- Sonlara doğru bir şarkının sonunda Alex Skolnick’in gitar teli koptu. Sonraki şarkıda başka gitarla devam etti.
- Disciples Of The Watch’ta Chuck Billy mikrofon sopasını (evet yepyeni bir terim kattım müzik dünyasına) ters haç olarak kullandı.
- Over The Wall’da sahnede ortaokul yıllarından bir arkadaşımı da gördüm. Bildiğim kadarıyla adam yıllardır metal dinlemiyor ama oradaydı.
- Over The Wall’da sahnede yaklaşık 30-35 kişi vardı. Hepsi grup elemanları etrafında fır dönüyordu. Fakat grup elemanları bu durum karşısında soğuk davranmak yerine gelip kendileri ile takılan herkese inanılmaz sıcak davrandı. Skolnick bir ara kendisine iki kişi sarılmış iken gitar çalıyordu.

Sonuç olarak Türk seyircisi TESTAMENT gibi bir konseri şimdiye kadar izlememiştir. Daha önce fanatiği olduğum Slayer ve Overkill konserlerini de izlemiş biri olarak çok net söylüyorum bunu. Sahneyi bu kadar dolduran, sahneye ağırlığını bu kadar koyabilen bir grup izlemedim. TESTAMENT bana hayatımın en iyi konserini izletti diyebilirim ve gösterdi ki Thrash konserleri bambaşkadır.